Türk Ceza Hukuku sistematiğinde, vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçlar arasında Taksirle Yaralama, günlük hayatta en sık karşılaşılan suç tiplerinden birini oluşturmaktadır. Trafik kazalarından iş kazalarına, tıbbi malpraktis iddialarından bina çökmesi sonucu oluşan yaralanmalara kadar geniş bir yelpazede uygulama alanı bulan bu suç tipi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 89. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, suçun temel halini düzenledikten sonra, mağdurda meydana gelen neticenin ağırlığına göre cezayı artıran nitelikli halleri kademelendirerek belirlemiştir. Bu yazımızda, hukukçular ve uygulamacılar için TCK m. 89/2 bağlamında cezayı yarı oranında artıran nitelikli haller; özellikle kemik kırığı, hayati tehlike, yüzde sabit iz ve duyu/organ zayıflaması kavramları ekseninde, adli tıp uygulamaları ve yargılama usulleriyle birlikte detaylıca incelenecektir.
Taksirle Yaralama Suçunun Hukuki Niteliği ve Temel Yapısı
Taksirle yaralama suçunda fail, özen ve dikkat yükümlülüğüne aykırı davranmıştır. İstemese de öngörebileceği (veya öngörmesi gereken) bir neticeye ve başkasının yaralanmasına sebep vermiştir. TCK m. 89/1 uyarınca suçun temel şekli; başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan fiillerdir. Burada kanun koyucu, kasten yaralamadaki gibi “neticesi sebebiyle ağırlaşmış” bir yapıdan ziyade, taksirli hareketin doğurduğu sonucun ciddiyetine göre ceza tayin edilmesini öngören bir sistem benimsemiştir.
Taksir, istisnai bir kusurluluk şeklidir. Fail neticeyi (yaralanmayı) istememektedir ancak gerekli dikkat ve özeni göstermediği için bu yaşanmıştır. Suçun oluşması için failin hareketi ile meydana gelen yaralanma neticesi arasında uygun bir illiyet bağının (nedensellik bağı) bulunması şarttır. Eğer netice, failin kontrol alanı dışında veya üçüncü bir kişinin ya da mağdurun ağır kusuru ile meydana gelmişse, illiyet bağının kesilmesi gündeme gelecek ve fail sorumlu tutulmayacaktır. Ancak illiyet bağı kurulduğunda, mahkemenin bakacağı ilk husus yaralanmanın derecesidir. Yaralanma basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek (BTM) ölçüde ise TCK 89/1, daha ağır sonuçlar doğurmuşsa TCK 89/2 ve devamı maddeleri devreye girecektir.
TCK 89/2 Bağlamında Cezayı Artıran Nitelikli Haller
TCK m. 89/2, taksirli fiil neticesinde mağdurun vücut bütünlüğünde veya sağlığında meydana gelen belirli zararların varlığı halinde, temel cezaya göre cezanın yarı oranında artırılmasını hükme bağlamıştır. Bu fıkrada sayılan haller tahdidi (sınırlı) sayıda olup kıyas yoluyla genişletilemezler. Her bir bent, adli tıp kriterleri açısından kendine özgü değerlendirme parametrelerine sahiptir.
1. Duyulardan veya Organlardan Birinin İşlevinin Sürekli Zayıflaması (TCK 89/2-a)
Bu nitelikli hal, mağdurun beş duyusundan (görme, işitme, koklama, tatma, dokunma) birinin veya iç organlarının işlevinde bir azalma meydana gelmesini ifade eder. Hukuk uygulamasında en sık yapılan hatalardan biri “zayıflama” ile “yitirme” kavramlarının karıştırılmasıdır. TCK 89/2-a bendi, işlevin tamamen kaybolmasını değil, azalmasını düzenler. Eğer işlev tamamen kaybolursa (örneğin bir gözün tamamen kör olması veya bir böbreğin alınması), bu durumda TCK 89/3 devreye girecek ve ceza bir kat artırılacaktır.
İşlevin sürekli zayıflaması, geçici bir durumu ifade etmez. Tıbbi müdahalelere rağmen, yaralanma anından itibaren makul bir iyileşme süreci sonunda (genellikle 12-18 ay) mağdurun organında veya duyusunda kalıcı bir performans kaybı olması gerekir. Örneğin, bir trafik kazası sonucu mağdurun bir kulağında %40 oranında işitme kaybı oluşması ve bu durumun kalıcı hale gelmesi, TCK 89/2-a kapsamında değerlendirilir. Aynı şekilde, karaciğerde oluşan bir hasar nedeniyle organın enzim değerlerinin sürekli bozuk seyretmesi de bu kapsamdadır.

2. Vücutta Kemik Kırılması (TCK 89/2-b)
Trafik kazaları ve iş kazalarında en sık karşılaşılan nitelikli hal, TCK 89/2-b bendinde düzenlenen “vücutta kemik kırılması” halidir. Kanun koyucu, eski TCK dönemindeki “hayati fonksiyonlara etki derecesi” tartışmalarını bir kenara bırakarak, yeni sistemde “kırığın varlığını” ceza artırımı için yeterli görmüştür. Ancak Yargıtay uygulamaları ve Adli Tıp kriterleri, cezanın alt ve üst sınır arasında belirlenmesinde kırığın ağırlığının dikkate alınması gerektiğini vurgular.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, kırığın türüdür. Çatlaklar (fissür) da tıbbi olarak kırık kapsamında değerlendirilir ve bu maddeyi ihlal eder. Kırığın vücudun hangi bölgesinde olduğu (kafatası, kol, bacak, kaburga vb.) suçun vasfını değiştirmez, yani TCK 89/2-b her halükarda uygulanır; fakat hakimin takdir hakkını kullanırken ceza miktarını belirlemesinde rol oynar. Adli Tıp Kurumu, kemik kırıklarını hayat fonksiyonlarına etkisine göre Hafif (1), Orta (2-3) ve Ağır (4-5-6) derece olarak sınıflandırmaktadır. Hukukçular için önemli olan, müvekkilin raporunda sadece “kırık vardır” ibaresiyle yetinmeyip, kırığın derecesinin de belirtilmesini talep etmektir. Zira basit bir parmak kırığı ile pelvis kırığı aynı fıkra kapsamında olsa da, TCK m. 61 gereği ceza tayininde farklılık yaratacaktır.
3. Konuşmada Sürekli Zorluk (TCK 89/2-c)
Yaralanmaya bağlı olarak beyindeki konuşma merkezinin hasar görmesi, ses tellerinin zedelenmesi veya çene/dil yapısındaki anatomik bozukluklar nedeniyle mağdurun konuşma yetisinin zorlaşmasıdır. Burada kişi konuşabilmekte, meramını anlatabilmekte ancak bunu yaparken olağan dışı bir çaba sarf etmekte veya tutukluk yaşamaktadır. Kekemelik, ses kısıklığı, kelimeleri telaffuzda güçlük gibi durumlar bu bende girer. Eğer mağdur konuşma yeteneğini tamamen kaybederse, eylem TCK 89/3 kapsamında değerlendirilecektir. Bu ayrım, yine uzman bilirkişi doktorların yapacağı muayene ile tespit edilir.
4. Yüzde Sabit İz (TCK 89/2-d)
Taksirle yaralama sonucu mağdurun yüzünde kalıcı bir iz meydana gelmesi, TCK 89/2-d uyarınca cezayı artıran bir diğer sebeptir. Yargıtay yerleşik içtihatlarına ve Adli Tıp kriterlerine göre “yüz” kavramı; kişiye cepheden bakıldığında saçlı deri sınırı, kulaklar ve çene altı ile sınırlı olan bölgeyi ifade eder. Boyun bölgesi veya saçın içinde kalan kısımlar “yüzde sabit iz” değerlendirmesine dahil edilmez.
Sabit izden söz edebilmek için, yaranın iyileşme sürecini tamamlamış olması (remisyon) gerekir. Adli Tıp uygulamalarında bu süre genellikle olay tarihinden itibaren en az 6 aydır. 6 ay geçmeden verilen “sabit iz vardır” raporları, Yargıtay tarafından erken verilmiş rapor olarak kabul edilip bozulabilir. İzin sabit sayılabilmesi için, belirli bir mesafeden (gün ışığında veya iyi aydınlatılmış ortamda, konuşma mesafesinden) bakıldığında, dikkatli bakmaya gerek kalmadan fark edilebilir olması gerekir. Estetik müdahale ile izin giderilebilir olması, suçun oluşumunu engellemez; ancak failin zararı giderme iradesi kapsamında ceza indirimlerinde (TCK 168 gibi etkin pişmanlık hükümleri taksirli suçlarda doğrudan uygulanmasa da TCK 62 takdiri indirimde) lehe değerlendirilebilir.
5. Yaşamı Tehlikeye Sokan Bir Durum (TCK 89/2-e)
Hukuk pratiğinde “hayati tehlike” olarak adlandırılan bu durum, yaralanmanın mağdurun yaşamını mutlak surette sona erdireceği anlamına gelmez. Buradaki kriter, yaralanmanın niteliği itibarıyla, tıbbi müdahale yapılmadığı takdirde ölüm sonucunu doğurma potansiyeline (olasılığına) sahip olmasıdır.
Kafa travmasına bağlı beyin kanamaları (epidural, subdural hematomlar), iç organ yaralanmaları (dalak rüptürü, karaciğer laserasyonu), büyük damar kesileri, pnömotoraks (akciğer sönmesi) gibi durumlar tipik hayati tehlike örnekleridir. Adli raporlarda “hayati tehlike geçirmiştir” ibaresi yer aldığı anda, TCK 89/1’deki temel ceza uygulanmaz, doğrudan TCK 89/2-e uyarınca yarı oranında artırım yoluna gidilir. Bu durum, failin alacağı cezanın alt sınırını yükselttiği için, özellikle hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi veya HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) sınırlarında kalıp kalmaması açısından kritik öneme sahiptir.

6. Gebe Bir Kadının Çocuğunun Vaktinden Önce Doğması (TCK 89/2-f)
Taksirli fiil sonucunda gebe olan mağdurun erken doğum yapması halidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bebeğin canlı doğması ancak prematüre olmasıdır. Eğer bebek düşerse veya ölü doğarsa, bu durumda suçun niteliği değişerek TCK 89/3 kapsamına (çocuğun düşmesi) girecek ve ceza bir kat artırılacaktır.
Adli Tıp Raporlarının Yargılamadaki Kritik Rolü
TCK 89/2 kapsamındaki nitelikli hallerin tespiti, hakimin hukuki bilgisiyle çözebileceği konuların ötesinde, teknik ve tıbbi uzmanlık gerektirir. Bu nedenle CMK m. 63 ve devamı uyarınca bilirkişi incelemesi zorunludur. Uygulamada, genellikle üniversite hastanelerinin adli tıp anabilim dalları, devlet hastaneleri veya Adli Tıp Kurumu şube müdürlüklerinden rapor alınır.
Bir hukukçu olarak dosyayı incelerken raporda şu hususların net olup olmadığına dikkat edilmelidir:
- Kesinlik: Raporun “geçici” değil “kati” rapor olması gerekir.
- BTM Tespiti: Yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olup olmadığının açıkça yazılması gerekir.
- Kırık Tanımlaması: Varsa kırığın yeri ve derecesi belirtilmelidir.
- Hayati Tehlike: Var/Yok şeklinde net bir ifade bulunmalıdır.
- İlliyet Bağı: Tıbbi bulguların, iddia edilen olayla (örneğin trafik kazasıyla) uyumlu olup olmadığı belirtilmelidir.
Raporda çelişki bulunması, eksik inceleme yapılması veya taraf beyanlarıyla örtüşmemesi durumunda, rapora itiraz edilerek üst kuruldan veya Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu’ndan yeni bir rapor talep edilmesi, savunma hakkının etkin kullanılması adına elzemdir.
Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri
Taksirle yaralama suçu (TCK 89/1) ve nitelikli halleri (TCK 89/2, 3, 4), kural olarak takibi şikayete bağlı suçlardır. Mağdur şikayetçi olmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Ancak bunun çok önemli bir istisnası vardır: Bilinçli Taksir. TCK m. 89/5 uyarınca, eğer fiil bilinçli taksirle işlenmişse, TCK 89/1 kapsamındaki (basit) yaralamalar hala şikayete tabidir; ancak TCK 89/2, 89/3 ve 89/4 kapsamındaki nitelikli haller oluşmuşsa, şikayet aranmaksızın resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.
Bilinçli taksir, failin neticeyi öngörmesine rağmen “bir şey olmaz”, “bana bir şey olmaz”, “ben ustayım kurtarırım” düşüncesiyle (şansa veya yeteneğine güvenerek) hareket etmesidir. Örneğin, alkollü araç kullanırken kaza yapıp birinin kemiğini kıran sürücü için artık mağdurun “şikayetçi değilim” demesi, kamu davasını düşürmez.
Şikayet süresi, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Şikayetten vazgeçme, hüküm kesinleşinceye kadar mümkündür ve davanın düşmesi sonucunu doğurur (bilinçli taksir ve nitelikli haller istisnası saklı kalmak kaydıyla). Ayrıca TCK 89. madde kapsamındaki suçlar, CMK 253. madde uyarınca “Uzlaşma” kapsamındadır. Soruşturma aşamasında savcılık, kovuşturma aşamasında mahkeme dosyayı Uzlaştırma Bürosu’na göndermek zorundadır.
Örnek Senaryolar Üzerinden Hukuki İnceleme
Konunun daha iyi anlaşılması adına, uygulamada sıkça karşılaşılan iki farklı senaryoyu TCK 89/2 kapsamında analiz edelim.
Senaryo 1: Trafik Kazası ve Kemik Kırığı
Olay: Sürücü (A), meskun mahalde hız sınırını %10 aşarak seyrederken, aniden yola fırlayan yaya (B)’ye çarpar. Kaza tespit tutanağına göre (A) tali kusurlu, yaya (B) ise asli kusurludur. (B)’nin hastane raporunda “Sağ tibia (kaval) kemiğinde parçalı kırık tespit edildiği, hayati tehlikesinin bulunmadığı” belirtilmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
- Kusur: (A)’nın tali kusurlu olması ceza almasını engellemez, ancak TCK 61 gereği temel cezanın alt sınıra yakın belirlenmesini sağlar. Taksirle suçlarda kusur esastır; kusur yoksa ceza da yoktur ancak burada tali kusur mevcuttur.
- Suçun Vasfı: Mağdurda kemik kırığı oluştuğu için olay TCK 89/1 (Temel Hal) değil, TCK 89/2-b (Nitelikli Hal) kapsamında değerlendirilecektir.
- Ceza Hesabı: Mahkeme önce TCK 89/1 gereği temel bir ceza belirleyecek (örneğin 6 ay), daha sonra TCK 89/2-b gereği kemik kırığı nedeniyle bu cezayı yarı oranında artırarak 9 aya çıkaracaktır. (B)’nin şikayetten vazgeçmesi durumunda, bilinçli taksir koşulları yoksa dava düşer.
Senaryo 2: İş Kazası ve Organ İşlev Zayıflaması
Olay: Bir fabrikada pres makinesinde çalışan işçi (D), işveren (C)’nin makinenin güvenlik sensörlerini tamir ettirmemesi (ihmali) sonucu elini makineye kaptırır. Yapılan tedavi sonucunda (D)’nin sağ el başparmağında ve işaret parmağında sinir hasarı oluşur, kavrama yeteneği %60 oranında azalır ancak parmaklar ampute edilmez (kesilmez).
Hukuki Değerlendirme:
- Kusur: İş güvenliği uzmanı bilirkişi raporunda işveren (C)’nin, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almadığı için asli kusurlu olduğu belirtilmiştir.
- Suçun Vasfı: Parmakların kopmaması (amputasyon olmaması) nedeniyle “organ kaybı” (TCK 89/3) oluşmamıştır. Ancak kavrama yeteneğindeki %60’lık kalıcı kayıp, “duyu veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması” olarak kabul edilir.
- Uygulama: Fail (C) hakkında TCK 89/2-a bendi uygulanır. Temel ceza yarı oranında artırılır. İş kazalarında şikayet süresi ve uzlaşma hükümleri geçerlidir ancak işverenin kusurunun yoğunluğu ve olası kasıt/bilinçli taksir tartışmaları yargılamanın seyrini değiştirebilir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Bu bölümde, taksirle yaralama suçunun nitelikli halleriyle ilgili uygulamada hukukçuların ve vatandaşların en sık sorduğu sorulara yanıt verilmiştir.
Soru 1: Adli Tıp raporuna itiraz süreci nasıl işler?
Cevap: Mahkemeye sunulan bilirkişi veya Adli Tıp raporunun, dosyadaki diğer delillerle çelişmesi, eksik inceleme içermesi veya bilimsel verilerden uzak olması durumunda taraflar rapora itiraz edebilir. İtiraz dilekçesinde, rapordaki eksiklikler somut gerekçelerle (örneğin; “Kırığın derecesi belirtilmemiştir” veya “Hayati tehlike kriterleri yanlış değerlendirilmiştir”) ortaya konulmalıdır. Mahkeme itirazı yerinde görürse ek rapor alabilir veya dosyayı Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu gibi üst kurullara gönderebilir.
Soru 2: Taksirle yaralamada mağdurun şikayetten vazgeçmesi, tazminat hakkını etkiler mi?
Cevap: Ceza davasındaki şikayetten vazgeçme, kural olarak hukuk mahkemelerindeki maddi ve manevi tazminat davasını etkilemez; ancak vazgeçme beyanında “tazminat haklarımdan da feragat ediyorum” şeklinde açık bir ifade varsa veya uzlaşma tutanağında tazminatsız uzlaşma sağlanmışsa, artık tazminat talep edilemez. Bu nedenle şikayetten vazgeçme dilekçelerinin hukukçular tarafından dikkatle hazırlanması gerekir.
Soru 3: Kemik kırığı durumunda hapis cezası paraya çevrilebilir mi?
Cevap: Evet, TCK m. 50 uyarınca, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki pişmanlığı gibi faktörler göz önüne alınarak, verilen kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilir. TCK 89/2 kapsamındaki artırımlarla ceza miktarı yükselse bile, sonuç ceza genellikle TCK m. 50 ve HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) sınırları içerisinde kalabilmektedir. Ancak sanığın sabıkalı olması bu durumu değiştirebilir.
Soru 4: “Yüzde sabit iz” tespiti için ne kadar beklemek gerekir?
Cevap: Tıbbi iyileşme sürecinin tamamlanması için Yargıtay uygulamaları ve Adli Tıp protokolleri gereği olay tarihinden itibaren en az 6 ay geçmesi beklenir. 6 aydan önce alınan raporlar “geçici rapor” niteliğindedir ve hükme esas alınamaz. Mahkeme, 6 aylık süre dolduktan sonra mağduru yeniden Adli Tıp Kurumu’na sevk ederek kesin raporu aldırır.
Sonuç
TCK m. 89/2, taksirle yaralama suçlarında ceza adaletini sağlamak adına, mağdurun uğradığı zararın ağırlığı ile failin cezası arasında orantı kuran kritik bir düzenlemedir. Hukukçular için bu maddenin uygulamasında en önemli husus; olayın sadece “yaralama” olarak değil, sonucun tıbbi ve hukuki boyutlarıyla (kırık, organ zayıflaması, hayati tehlike) birlikte analiz edilmesidir.
Bir ceza dosyasında TCK 89/2’nin uygulanıp uygulanmayacağı, dosyadaki kusur raporları ile tıbbi raporların sentezlenmesiyle ortaya çıkar. Bu süreçte müdafi veya vekil olarak görev yapan avukatların, Adli Tıp raporlarını doğru okuması, tıbbi terminolojiye hakim olması ve hatalı tespitlere zamanında itiraz etmesi, yargılamanın seyri ve müvekkil hakları açısından belirleyici olacaktır. Kemik kırığından hayati tehlikeye kadar uzanan bu nitelikli haller, basit bir dikkatsizliğin ne denli ağır hukuki sonuçlar doğurabileceğini göstermesi bakımından hem sanık hem de mağdur açısından büyük önem arz etmektedir.
TCK m. 89/2 kapsamında düzenlenen nitelikli haller, uygulamada çoğu zaman yalnızca bir “yaralama” meselesi gibi görünse de, dosya derinlemesine incelendiğinde Taksirle Yaralama suçunun teknik ve çok katmanlı bir değerlendirme gerektirdiği açıkça ortaya çıkar. Özellikle Taksirle Yaralama dosyalarında kemik kırığı, hayati tehlike, organ işlev zayıflaması veya yüzde sabit iz gibi kavramların doğru sınıflandırılmaması, suç vasfının hatalı belirlenmesine ve doğrudan ceza miktarının değişmesine neden olabilir.
Bugün birçok hukukçu için asıl zorluk, Taksirle Yaralama dosyasında yalnızca kanun maddesini bilmek değil; kusur raporu, adli tıp raporu ve içtihat pratiğini birlikte okuyabilmektir. İşte tam bu noktada, Taksirle Yaralama gibi teknik yoğunluğu yüksek suç tiplerinde dijital hukuk asistanlarının önemi ortaya çıkmaktadır.
Apilex, özellikle Taksirle Yaralama dosyalarında araştırma, analiz ve üretim süreçlerinde ciddi bir avantaj sağlar.
Taksirle Yaralama İçtihatlarının Anlamsal Analizi
Taksirle Yaralama suçunda kemik kırığı mı var, yoksa yalnızca basit tıbbi müdahale ile giderilebilir bir yaralanma mı söz konusu? Hayati tehlike raporu hangi kriterlere göre verilmiş? Yüzde sabit iz değerlendirmesi Yargıtay tarafından hangi ölçütlere bağlanmış?
Bu soruların cevabı yalnızca kanun metninde değil, yüzlerce Yargıtay kararının içinde saklıdır. Apilex’in semantik karar arama motoru, yalnızca “Taksirle Yaralama” kelimesini taramaz; olayın bağlamını, kırığın niteliğini, bilinçli taksir tartışmasını ve artırım oranlarını birlikte analiz eder.
Örneğin “Taksirle Yaralama kemik kırığı tali kusur” şeklinde bir sorgu yapıldığında, sistem yalnızca anahtar kelime eşleşmesi değil, olay örgüsüne en yakın kararları getirir. Böylece avukat, Taksirle Yaralama dosyasında müvekkilin kusur oranının ceza tayinine etkisini saniyeler içinde görebilir.

Adli Tıp Raporlarının Derinlemesine İncelenmesi
Taksirle Yaralama davalarında çoğu zaman dosyanın kaderini belirleyen belge, adli tıp raporudur. Ancak raporlar teknik terimlerle doludur: subdural hematom, laserasyon, fissür, pnömotoraks, fonksiyon kaybı oranı gibi ifadeler hukuki argümana dönüştürülmediği sürece savunmaya katkı sağlamaz.
Apilex’e bir Taksirle Yaralama dosyasındaki adli tıp raporu yüklendiğinde, sistem:
- Hayati tehlike tespitini,
- Kemik kırığı derecesini,
- Organ işlev zayıflaması oranını,
- İlliyet bağı değerlendirmesini
ayrı ayrı analiz eder ve hukuki sonuçlarıyla birlikte sunar.
Bu sayede Taksirle Yaralama dosyasında rapora itiraz edilip edilmeyeceği, ek rapor talep edilip edilmeyeceği veya suç vasfının değiştirilmesi gerekip gerekmediği netleşir.
Taksirle Yaralama Dilekçelerinde Stratejik Üretim
Taksirle Yaralama suçunda savunma stratejisi, çoğu zaman üç eksende kurulur:
- Kusur oranının düşürülmesi
- Bilinçli taksir iddiasının çürütülmesi
- Nitelikli halin oluşmadığının ispatı
Apilex’in dilekçe editörü, yüklenen dosya içeriğine göre Taksirle Yaralama savunmasını otomatik olarak yapılandırabilir. Örneğin kemik kırığı mevcut ancak hayati tehlike yoksa, cezanın alt sınırdan tayini ve TCK m. 62 uygulanması yönünde gerekçeli bir savunma metni oluşturulabilir.
Aynı şekilde, Taksirle Yaralama dosyasında mağdur şikayetten vazgeçmişse ve bilinçli taksir yoksa, düşme talebine ilişkin dilekçe birkaç dakika içinde hazırlanabilir. Bu süreç, manuel çalışmada saatler sürebilecek araştırma ve yazım yükünü ciddi ölçüde azaltır.
Bilinçli Taksir ve Resen Soruşturma Risk Analizi
Taksirle Yaralama suçunun en kritik noktalarından biri, bilinçli taksir değerlendirmesidir. Özellikle trafik kazalarında alkol, hız veya iş kazalarında iş güvenliği ihlali söz konusuysa, dosya şikayete bağlı olmaktan çıkabilir.
Apilex, dosya içeriğini analiz ederek bilinçli taksir riskini işaretleyebilir ve buna göre savunma stratejisi önerileri sunabilir. Bu, Taksirle Yaralama dosyasında davanın düşme ihtimali ile hapis cezası riski arasındaki farkı belirleyebilir.
Dosya Yönetimi ve Kronoloji
Taksirle Yaralama dosyalarında olay tarihi, hastane sevkleri, ameliyat tarihleri, 6 aylık sabit iz süresi ve rapor tarihleri kronolojik olarak büyük önem taşır.
Apilex’in proje ve dosya yönetim modülü sayesinde, tüm belgeler tek bir klasör altında toplanır; sistem otomatik olarak dava özeti ve kronoloji oluşturur. Böylece Taksirle Yaralama sürecindeki kritik tarihler gözden kaçmaz.
Sonuç olarak, Taksirle Yaralama suçları basit bir dikkatsizlik sonucu ortaya çıksa da, yargılama süreci son derece teknik ve çok boyutludur. Kemik kırığı, hayati tehlike, organ işlev zayıflaması gibi kavramlar yalnızca tıbbi değil, doğrudan cezai sonuç doğuran hukuki eşiklerdir.
Apilex, Taksirle Yaralama dosyalarında yalnızca metin üreten bir araç değil; içtihat tarayan, rapor analiz eden, strateji öneren ve savunmayı yapılandıran bir yapay zeka hukuk asistanıdır.
Çünkü ceza hukukunda bazen bir kırık, bir oran veya bir kelime; aylar hatta yıllar anlamına gelebilir. Doğru analiz ise fark yaratır.
